Göbek ataraktan işgal protestosu ve katliam anatomisi…

21

Uzun zamandır bir köşe yazısı yazmak için elim klavyeye gitmiyor, kafamdan değil bir köşe yazısı, binlerce köşe yazısı çıkaracak konular yıldırım hızıyla geçiyor, ancak kime ne fayda, film çoktan kopmuş diyerekten yazmaktan vazgeçiyorum.

Kıbrıs’ımın hastalık derecesinde sevdalısıydım, ülkeme ve ülkemin insanlarına karşı hiç gevşemeyeceğini düşündüğüm bir bağım, sevgim ve inancım vardı…

Bugün yerinde yeller esiyor desem yeridir.

Kıbrıs, özellikle de Kuzey Kıbrıs bugün işgal altındadır.

Ancak bu işgali ne Türkiye ne de Rum tarafı gerçekleştirmiştir.

Kuzey Kıbrıs’I işgal eden zihniyet Kıbrıs Türkü’nün kendi kokuşmuş, bencil, aciz, sorumsuz zihniyetidir.

Bir Kıbrıslı olarak bunu ifade etmek bana zul geliyor ama durum budur.

Hiç kimse Kıbrıs Türkü’ne ganimet sevdalısı ol, partizan ol, çıkarcı ol, rantçı ol, bencil ol, sorumsuz ol, memleketi açık hava tımarhanesine çevir, memleketi sorma gir hanına çevir, her türlü yolsuzluğu, soysuzluğu hayatına sok ve gündelik yaşam tarzı haline getir, ikiyüzlü ol demedi…

Kıbrıs Türkü bu memleketi kendi eliyle bu hale getirdi.

Eğer bu memlekette vahşi cinayetler, tecavüzler, şiddet, uyuşturucu, devlette kokuşmuşluk ve yolsuzluklar, trafikteki katliamlar, çevre katliamları, sağlık ve eğitim sistemlerinin çökmesi, memleketin ve toplumun her türlü maddi ve manevi değerlerinin katledilmesi gündelik yaşam haline gelmişse, bunun tek sorumlusu Kıbrıs Türkü’dür.

Kıbrıs Türkü’nün çok küçük bir kesimi olan bitenin farkındadır, ancak geriye kalanı farkında olsa bile işine geldiği için durumu kabullenmektedir.

Sendikalar memleketteki gidişatı, ki aslında bu gidişatın en büyük sorumlularından biridirler, ibre kendilerine doğru dönünce davullu zurnalı göbek atarak protesto etmektedirler…

Siz hiç hayatınızda dünyada davullu zurnalı göbek danslı protestonun başka bir yerde yapıldığını gördünüz mü, ya da duydunuz mu???

Yok öyle bir dünya, yok öyle bir yer, yok öyle bir toplum…

Tek örneği biziz…

Bu düzende düzene ayak uyduran, ne koparırsam kardır diyen alemin akıllısıdır, düzene ayak uydurmayıp da onuruyla yaşamaya çalışan da resmen keriz…

En lüks arabalarda gezip, en lüks yaşama delicesine meraklı ama en ilkel zihniyetle yaşamayı da marifet bilen belki de tek toplumuz…

Daha doğrusu, geldiğimiz günde artık toplum bile değiliz, nüfusunu bile bilmeyen ne idüğü belirsiz bir güruhtan hiçbir farkımız yoktur.

Kendi elimizle yarattığımız bu iğrenç düzeni, kendi elimizle cehenneme çevirdiğimiz, huzurun h’sini bırakmadığımız bu güzelim adadaki rezillikleri, kendi kokuşmuş zihniyetimizle yarattığımız bu işgal düzenini protesto etmek için davullu zurnalı dans ediyoruz…

Aklımız ancak bu kadarını kesiyor…

……………………………..

Memlekette 35 bin böbrek hastası, en az 10 bin kanser hastası, en az 40 bin kalp hastası, en az 30 bin de şeker hastası var…

Trafiğe çıktığınızda abuk subuk sürüş yapanlara ve yol kenarlarına atılmış milyonlarca çöpe, pisliğe bakarsak da “kafadan çatlak” olan ruh hastalarının sayısını varın siz söyleyin…

……………………………..

Herifin birinin kafası sıktı, Amerikan iç savaşı sırasında köleliği ve ırkçılığı savunan Güneylilerin Kuzeylilere saldırırken çalıdğı “The Yellow Rose of Texas – Teksas’ın Sarı Gülü” isimli ünlü şarkının müziğini çalarak camiye daldı, önüne geleni kurşuna dizdi, 50 kişiyi öldürdü, tam bir katliam yaptı…

Bu bizim haberlerde gündelik bir olay, hergün bir Müslüman ülkede yaşanan sıradan bir olay, ama bu kez Müslümanlara karşı bir Hıristiyan ülkede yaşandı!!!

Sebeplerini sorgulayan yok, ama bol bol entrika senaryosu ve komplo teorisi var, bir de bu herif terörist midir, değil midir diye abuk subuk bir tartışma…

50 kişiyi katleden manyağın birinin terörist olması ya da olmaması ne farkeder ki!

Önemli olan bu katliamı yapacak kadar gözü dönmüş olması ve yapma sebepleri…

Peki, kim bu herif?

Deli mi, zoli mi, ajan mı, nedir?

Deli de olabilir, zoli de olabilir, ajan da olabilir, provokatör de olabilir, ırkçı da olabilir, bunların hepsi de olabilir, ama herşeyden önce bir Hıristiyan’dır ve Müslümanları kendi ülkesinde tehdit olarak gören biridir.

Katliamın yapıldığı kasabanın adı Christchurch, yani “İsa’nın Kilisesi”…

Burada kimsenin üzerinde durmadığı çok net bir mesaj var aslında: İsa’nın Kilisesi’n gelip de cami kurarsanız, gözünüzün yaşına bakmaz, işte böyle ananızı ağlatırız!!!

Neden mi?

Bu katliamı gerçekleştiren fanatiğin kafasındaki takıntının temelinde yatan ve bizim “fırsatçı ve kolaycı Müslüman tayfası tarafından” kasten görmezden gelinen sebep açık ve net şekilde şudur: Siz Müslümansınız, kendi insanlarınızı, kendi dindaşlarınızı çoluk çocuk demeden katlediyorsunuz; ben senden daha iyi dindarım, daha iyi Müslümanım diyerek kendinizden daha kötü gördüğünüz veya sizin etnik çetenizden olmayan Müslamanları katlediyorsunuz; çoluk çocuk demeden çocukları ve kadınları savaş ganimeti olarak görüyorsunuz ve ırzlarına geçiyorsunuz, sonra da topluca katledip çukurlara gömüyorsunuz; kendinize tehdit olarak gördüğünüzde kendi camilerinizi bile yakıp yıkıyorsunuz, bombalıyorsunuz, camide ibadet eden dindaşlarınızı topluca katlediyorsunuz; Müslümanlar olarak insanlığa bir tek teknoloji, bir tek bilimsel fayda sunmuş değilsiniz, sadece Hıristiyanların yarattığı teknolojileri ve bilimsel faydaları kullanıyorsunuz, Hıristiyanların yarattığı teknolojiler ve bilimsel faydalar olmasa, değil sürecek araba, konuşacak telefon sahibi olmak, içecek aspirin, panadol bile bulamayacak, hastalıktan, açlıktan ölecektiniz, sağ kalanlarınız da hala taş devrini yaşıyor olacaktı, değil dikiş makinesini icat etmek, iğne bile yapamayacak durumda olacaktınız ve elbiseleriniz hala keçi koyun postundan yapılmış olacaktı; din sömürüsünden temellenen diktatörlüklerle kokuşturulan toplumlarınızdaki ve ülkelerinizdeki hayatı beğenmiyorsunuz, kurtuluşu bizim ülkemizdeki medeniyette ve refahta görüyorsunuz, kalkıp bizim ülkelerimize geliyorsunuz, rahat bir yaşam peşinde koşuyorsunuz, istediğinizi alınca da kendi ülkenizdeki tüm pislikleri ve kokuşmuşlukları bizim ülkemize taşıyorsunuz, kendinize yer edince ve sayısal olarak da yeterince artınca, bizi sizin kokuşmuş kültürünüze uymaya zorlamaya kalkışıyorsunuz, kendi ülkenizdeyken bıkıp usandığınız rezilliklerinizi bize taşıyorsunuz, kendi kokuşmuş kurallarınızı bize empoze etmeye çalışıyorsunuz; bir taraftan bizim ülkemizde sunulan teknolojileri, hak ve özgürlükleri, her türlü medeni ve çağdaş imkanları kullanıyorsunuz, diğer taraftan size sunulan imkanları sömürerek kendi ülkenizin, kendi toplumunuzun en kokuşmuş ve ilkel alışkanlıklarını bizim ülkemize, bizim toplumumuza sokmaya çalışıyorsunuz; kendi ülkenizdeki ve toplumunuzdaki kokuşmuşluğu düzeltmek için çaba harcamıyor, gelip bizim kurulu düzenimizden nemalanmaya çalışıyorsunuz, bizim

vergilerimizle ve uğraşarak yarattığımız her türlü teknolojiye, konfora ve yaşam şeklinde ortak oluyorsunuz, hazıra konuyorsunuz

Bu sebepler daha uzun uzadıya anlatılabilir, ama yeter…

Anlayan anlar…

İşte bu sebepler kendine mukayit olamayan, isyanları oynayan ve otokontrolünü kaybeden birinin İzlanda’daki katliamı gerçekleştirmesi için yeter de artar bile…

Bir örnek vereyim: 2003 veya 2004 yılıydı, bir hafta sonuydu, Londra’daydım, elimde fotoğraf makinesi merkezde dolanıyordum...

Birkaç yüz kişilik bir Müslüman bozuntusu grubu Trafalgar’da gösteri yapıyor ve Kur’an’a özgürlük istiyor, İslamiyeti yaymaya çalışıyor!!!

25 yaşlarında başı örtülü bir kız, ki nereli olduğunu sorduğumda Iraklı olduğunu söyledi, bana yaklaştı ve elindeki bildiriyi uzattı, alıp baktım, üzerinde kocaman harflerle” Kur’an’a özgürlük, siz de Kur’an’a dönün, İslam en güzel dindir” yazıyor!

Sanki da İngiltere’de Kur’an ya da başka bir dini kitap yasaklanmış gibi!

Ama esas mesaj, ikinci satırda geçen “siz de Müslüman olun” mesajı…

Derdiniz ne diye sordum.

Cevap, biz Müslümanız, dinimizi istediğimiz gibi yaşamak istiyoruz, en güzel din Müslümanlık, deyiverdi…

İngiltere’de dinlerini yasaklayan hiçbir kural, kanun yok, ama dertleri dinlerini yaşamak değil, din sömürüsü yapmak ve kendi kafalarına göre Müslümanlığı yaymak…

Alem ahmak, bir bunlar akıllı ya!

“Burası İngiltere, öyle canınızın istediği gibi soytarılık yapamazsınız, ben de Müslümanım ama sizin gibi geri zekalısından değilim, burayı beğenmiyorsanız memleketinize geri dönün, defolun gidin” dedim, sert bir şekilde

Neye uğradığını şaşırdı, geri geri gitti.

Tam bu sırada, hemen yakınımızda duran iki sivil giyimli şahıs yanıma yaklaştı, bir tanesi biz polisiz dedi, bakakaldım…

“Eee, ne var, polissen ne olmuş” dedim, “Az önce o bayanla konuşmanızı duyduk, bu tarzda konuşman bu ülkede insan hakları ihlalidir, o yüzden lütfen bir daha böyle konuşma, tutuklanabilirsin, cezası da ağırdır, ama laf aramızda yüzde yüz haklısın, sana katılıyorum ama ben senin söylediğini söyleyemem…” dedi…

Nereli olduğumu sordu, Kıbrıslı olduğumu söyledim, kafa sallayıp, provokasyonlara gelmememi söylediler ve yanımdan ayrıldılar…

Sinir tepeme çıktı, keyfim kaçtı, bütün günüm rezil oldu, küfrede küfrede Liverpool Street’e gidip Colchester’e döndüm

Hale bakar mısınız!

Londra’nın göbeğinde İslamiyeti yayma girişimi, ki bu olayı bir kez değil hatırlayabildiğim kadarıyla üç kez yaşadım, üçünü de Londra’nın göbeğinde yaşadım, üçünde de tamamen aynı durumla karşılaştım…

Bir taraftan Müslümanlıktan nefret ettirmek için ellerinden gelen her türlü soytarılığı ve rezilliği yapıyorlar, diğer taraftan da mağdurları oynuyorlar, din sömürüsü ile hala rant elde etmeye çalışıyorlar…

İnternetten arattırma yaparsanız, bu olayın Londra sokaklarında kaç kez tekrarlandığına şaşarsınız…

Şu son on yıl içinde Arap Baharı denen rezillikler sürecinde Müslümanın Müslümana yaptığı tarifsiz kötülükleri tarih ancak Ortaçağ dönemlerinde, Araplar İslamiyeti yaymak için Ortadoğu’dan Asya’ya ve Kuzey Afrika’ya doğru yayılırken görmüştür…

Özellikle Milattan sonra 8. ve 10. yüzyıllar arasında Asya’daki Türk devletlerinin nasıl bir Arap zulmüne maruz kaldığının ve sayısı milyonlara varan Türkün çocuk çoluk demeden ırzına geçilip katledildiğini bizim Atatürk’ü bile silmeye çalışan çakma tarih yazmaz…

Tüm dünya bütün gerçekleri bilir ama bizim çakma tarihçiler inatla bu gerçekleri yazmaz, çünkü büyük çoğunlukla kendilerinin de bir parçası olduğu cemaatlerin, tarikatların, din sömürüsünden nemalanan zibidilerin elindeki rant oyuncağının alınacağı korkusunu yaşarlar…

Yazmasınlar, farketmez, bugün Müslümanların birbirlerine yaptıkları, geçmişte yaptıklarının da göstergesidir, gelecekte yapacaklarının da göstergesi olacaktır…

Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da bazı Müslüman ülkelerde kan gövdeyi götürürken, sözde Müslüman devletlerin bazıları bir elleri yağda, bir elleri balda yaşamaya devam etmişler ve hemen yanıbaşlarında milyonlarca Müslüman çocuk çoluk demeden yine Müslüman geçinen manyakların eliyle katledilirken gıklarını bile çıkarmamışlardır, sadece seyirci kalmışlardır.

Peki bu durum neyi doğurmuştur?

İşte Yeni Zelanda’da yaşanan katliamı doğurmuştur ve gidişat bu şekilde devam ettiği sürece bu ne ilk, ne de son olacaktır…

Fazla bahane aramaya gerek yok, bu rezilliğin sebebi tas gibi ortada duruyor!

Bu arada, bu işi CIA’nın tezgahladığını ve dünya kamuoyunun ilgisini bir yerden başka yere çekmek için yaptırdığını iddia edenler var!!!

Ben buna geri zekalılığın daniskası derim!

CIA’nın işi zaten bu sonucu yaratacak tezgahları hazırlamaktır, ağları örmektir, bunu 70 yıldır dünyanın her yerinde büyük bir ustalıkla yapıyorlar, tazıya tut tavşana kaç diyorlar, iti ite kırdırıyorlar, birine öyle ulu orta “hade sen eline silahı al da git filanca camide Müslümanları katlet, üstelik de bu işi Facebook gibi muhteşem bir istihbarat toplama kaynağından naklen yayın yaparak yap da bizim istihbarat ağını da zora sok, sonra da salakça yakalan, bizi de zora sok” demezler

Hele hele de dünyanın en önemli istihbarat sistemlerinden biri olan Echelon’un, ki merkezi Amerika’dır, beş merkezinden biri olan İzlanda gibi bir yerde “git de böyle bir salaklık yap” demezler…

Amma ve lakin, dünyayı yöneten kapitalist ve emperyalist sömürücülerin istediği kaotik ortamı yaratmak için elinden geleni büyük bir ustalıkla yapar, ağlarını örer, en sonunda da, İzlanda’daki fanatik herif gibi birileri ağına bilerek ya da bilmeyere, farkında olarak ya da olmayarak düşer, kendisinden beklenen “görevi” yerine getirir, kaos yaratıcıları da bir kez daha kömürü kendileri adına tutacak bir maşayı dolaylı olarak kullanmış olur…

Geriye ise Hıristiyan-Müslüman kavgasının, iki din arasındaki düşmanlığın biraz daha katmerlenmiş hali kalır…

Eh, bu dünyada ahmaklar olmasaydı akıllılar nasıl geçinecekti…

Bu da bizim kendi halimize bakarak icat ettiğimiz özdeyişlerimizden biri, tam da bize uygun olanlardan biri

Taş gediğine oturdu mu!!!

Hade bu kepazelikler içinde yaşamaya devam edelim, yaşayabildiğimiz kadar…

Paylaş