Ne manzara ama!

38

Ciklos faciasının soruşturma meselesi sır oldu kaldı, olan pisi pisine ölen çocuklara ve geride bıraktıkları ailelerine oldu…

Hala polis soruşturuyormuş, neyi soruşturuyorsa…

Aleni şekilde yol kaçak ve hatalı yapılmış, bakanlık gerekli yasal prosedürlerin yerine getirilip getirilmediğine bakmamış, mühendislik açısından yol yapımını denetlememiş (zaten Mimarlar-Mühendisler Odası’na başvurulsa, su tahliye sistemi olmayan böylesine abuk subuk bir yol yapımına izin verilmezdi), yol ilk şiddetli yağmurda doğal dere yatağına dönmüş ve bunun sonucunda da gelen su yoldaki arabayı sürükleyerek bayırdan aşağıya atmış, insanları mahvetmiş…

Bu bir trafik kazası mıdır, bunu da sorgulamak lazım.

Evet, bu yolun abuk subukluğundan, sayısız arızasından kaynaklanan bir trafik kazasıdır.

Tabi bunun adına kaza filan denmez, çünkü felaket göstere göstere geldi, bu yüzden bunun adına cinayet denir, hem de devletin, idarenin kendi basiretsizliğinden ve beceriksizliğinden kaynaklanan bir cinayet…

Bu bir cinayettir, çünkü böylesine abuk subuk bir yol yaptığınızda envai tür olası ölümlü kazalara da davetiye çıkarıyorsunuz demektir.

Peki ne olacak şimdi?

Bana göre kocaman bir hiç, çünkü bu devlet müsveddesinde bugüne kadar yapılmış yolların hemen hemen tümü kaçaktır ve can ve mal kaybına sebep olan sayısız kazanın da ortak sebepleri arasında yolların arızalı durumu vardır.

Bu felaketin doğrudan sorumlusu olan şimdiki Ulaştırma Bakanı ve altında çalışanlar, ki bellidir ki sözkonusu yolun yapımında hiçbir türlü sorumluluklarını yerine getirmemişlerdir, çoktan görevlerinden alınmalı ve yargı önüne çıkarılmaları için gerekli prosedürler başlatılmalıydı…

Bir memleket düşünün ki yollarının hemen hemen tümü kaçak inşaat, yasa dışı inşaat, ve milyonlarca irili ufaklı arıza ile dolu olsun…

Var mı böyle bir yer!!!…Evet var, KKTC denen açık hava tımarhanesinde var…

Ve sonucu da akıl almaz derecede yaşanan ve can ve mal kaybına neden olan kazalardır…

Ve devlet hala utanmadan vatandaşlardan vermediği hizmetin parasını seyrüsefer harcı adı altında polis zoruyla gasbediyor…

Utanma yok, arlanma yok, sorumluluk yok…

Varsa yoksa koltuk derdi ve vatandaşı soyarak maaşları ödeme derdi var…

Tam bir düzenbazlar düzeni ve saadet zinciri düzeni…

Saadet zincirinin bir ucunda halkı söğüşleyen siyasiler, diğer ucunda maaşları ödenen devlet memurları statükosu ve memleketi kendine göre saadet zinciri çarklarıyla sarıp sarmalayan, kara para aklama ve uyuşturucu cenneti haline getiren çeteler düzeni…

Bir de utanmadan bu rezil düzenin Rumlara karşı devlet olarak tanınmasını bekliyoruz…

……………………….

Bu çarpık düzenden biz de fersah fersah nasibimizi aldık, hem de defalarca…

Oturduğunuz evde bile huzur ve rahat yok!

Evimiz Gemikonağı’nda, ki bir zamanların Kıbrıs’ında en güzel sahil köylerinden biriydi, şimdi ise abuk subuk ve kaçak inşaatlarla, tam bir batakhaneye dönüştü…

Gemikonağı’nın altında devasa bir su rezervi var, bu rezervin güney tarafındaki genişliği en az bir kilometre, denize doğru uzanan ağız kısmının genişliği ise en az beşyüz metre…

Memleket sağlam yağış aldığında bu rezerv ağzına kadar milyarlarca ton su ile dolar, su toprağın üzerine çıkar, zamanında ahmak İngilizler ile geri zekalı Rumların açtığı tahliye kanallarından denize akar, giderdi.

Özellikle Mehmet Zafer’in Lefke belediye başkanlığı döneminden, ahmak İngilizler ve geri zekalı Rumların yaptıklarının tam tersi olarak, “akıllı Türklerin” aklıyla yapılan hesapsız kitapsız işlerle, kaçak inşaatlarla, abuk subuk, plansız programsız yapılaşmalarla bu tahliye kanallarının tümü de kapatıldı.

Şimdi ise milyarlarca ton su yerden fışkırıyor, denize ulaşmaya çalışıyor, ulaşamıyor, toprağın üzerine çıkıp her tarafı basıyor…

Bölgede yolunu bulup da bir şekilde denize akan suyun miktarı saat başı binlerce ton!

Hatta yaptığımız hesaplara göre saatte on bin tondan fazla su Gemikonağı bölgesinden denize akıyor…

Sadece bizim evin bodrumundan ve çevresinden saatte elli tona yakın suyu gece gündüz dışarı tahliye ediyoruz.

Gemikonağı göleti denen dandik gölet zamanında 300 metre geriye yapılsaydı ve normal bir baraj gibi 40-50 metre yükseklikte yapılsaydı, bugün değil 4 milyon ton su, 40 milyar ton suyu tutacaktı, vadiler denize boşuna akan suyu tutacaktı, belki de Ortadoğu’nun en büyük barajlarından birine sahip olacaktık, Türkiye’den yüzlerce yılda gelecek su sadece bir Kış döneminde bizim barajda tutulacaktı…

Sonuç olarak bizim milletin “aklı” sayesinde, haftalardır milyarlarca ton su denize akıp gidiyor…

Bizim ev ve aynı hat üzerinde olan binaların hepsi de sular altında kaldı, lağımlar taştı, ortalığı resmen pislik götürmeye başladı…

Hal böyleyken geçici tedbirler almak için kullanmaya çalıştığımız belediyeye ve özele ait dozerler de girdiği yerde battı kaldı.

Zarar ziyanın boyutları ise akıl alır gibi değil.

Günün sonunda felaket göstere göstere geldi ve gelmeye de devam edecek…

Kaymakam Su İşleri Dairesi’ne işin aciliyetini gösteren bir yazı yazıp gönderdi, durumu düzeltmek için acilen bir proje çıkarılmasını istedi, en azından şansını denedi, bakalım gidişatın sonunda ne olacak!!!

Devlet dediğin, idare dediğin tam da böyle olur işte, yağmur yağar vatandaş ya boğulur, ya da ölür gider…

Sevsinler sizin devlet yöneticiliğinizi…

Ne manzara ama!

Paylaş